Ağustos 22, 2017

Yunan Algısındaki Türk İmgesinin Kökenleri

YUNAN ALGISINDAKİ  TÜRK İMGESİNİN KÖKENLERİ ÜZERİNE BİR DENEME

Prof.Dr.Mustafa Kaymakçı

kaynak:http://www.dagarcikturkiye.com/

mustafa.kaymakci68@gmail.com

Yunan algısındaki  Türk imgesi olumsuzluklarla yüklüdür.Bu olumsuzlukların kökenlerinin irdelenmesi bir zorunluluk olarak ortadadır. Çağ ve Ural[1],anılan imgenin Batılılar tarafından yaratıldığını,buna göre “Türkler hak tanımayan ve tiran efendidir” ve Greklere yoksulluk,cehalet yorgunluk,acı,dert,kamçı,falaka,ölüm getirmiştir.”şeklinde algının ortaya çıkarıldığını ve Batı’nın bu yaklaşımlarının Yunanların kimlik arayışlarına  çanak tuttuğunu yazmaktadırlar.Bu bağlamda yazarlar; “Yunan kültürünün ondokuzuncu yüzyıldan itibaren gelişen Filhellenitik(Yunanseverlik) akımlarla beraber Batı medeniyetinin beşiği olarak gösterilmesi Yunanları Türklerden uzaklaştıran  en önemli etmenlerden birisi olmuştur.” demektedirler.

AslındaYunanseverlik,Batı’nın Doğu’yu etki altına alması ve denetlemesi için dahice meşrulaştırma ortamı yaratan Oryantalizm[2] ideolojisinin  bir sonucudur. Böylelikle bir yandan, emperyalizmin ve Doğu’nun boyun eğmesi için meşrulaştırıcı bir düşünce  egemen kılınmış,bir yandan da Doğu’yu Batı’nın edilgen bir karşıtı olarak tanımlanması ya da düşünülmesi ve de ilerlemeci gelişmeyi yalnızca Batı’ya ait bir olgu olarak kabul ettirilmesine olanak sağlayan adımlar atılmıştır[3].

Oryantalistlere göre; “Batı Dinamik, Doğu’yu ise Değişmez/Durağandır.Dinamik Batı; yenilikçi, becerikli ve hareketlidir. Akılcı ve Bilimseldir. Disiplinli, düzenlidir. Mantıklı ve duyarlıdır. Akıl odaklıdır. Otoriter, bağımsız ve işlevseldir. Özgün, demokratik, anlayışlı ve dürüsttür. Uygardır. Ahlaki ve ekonomik olarak ilerlemecidir.

Buna karşılık değişmeyen Doğu; Taklitçi, cahil ve edilgendir. Akılcı değildir, batıl ve geleneklerine bağlıdır. Tembel, dengesiz ve doğaldır. Mantıksız ve duygusaldır. Beden odaklı hareket eder, egzotik ve alımlıdır. Çocuksu, bağımlı ve olaylara işlevsiz bakar. Esir ruhludur, disiplinsiz, anlayışsız ve ahlaksızdır. Uygar değil, barbardır. Ahlaki olarak geri ve ekonomik olarak durağandır”  şeklinde kabul vardır.[4]

 

Bu bağlamda, 19. Yüzyıldan günümüze değin, Batılı toplum bilimcileri, egemen olarak dünya tarihinde her şeyin Antik Yunan ile başladığını ileri sürmüşlerdir. Bunlara göre, “Avrupa, Rönesans ile birlikte Yunan düşüncesini yeniden keşfetmiştir”.

 

Son yıllarda gösterime giren filmler de bile Yunanseverlik ile birlikte Oryantalizm’in yansımaları dikkatli gözlerden kaçmamaktadır[5].Örneğin, 2006 tarihli ‘’300 Spartalı’’ adlı filimde, 300 Spartalı, kendilerinden sayısal bakımdan çok üstün, vahşi ve aptal olan Pers ordularına karşı yiğitçe direnmektedir. Üstelik Pers ordularının başında bulunan kral, egzotik, süslü, efemine görünümlüdür. Persler, aptal oldukları kadar kötüdürler. Sonuçta Antik Yunanlılar, Doğu’ya karşı ahlaki zafer kazanırlar.” Filmin Berlin Film Festivali’nde büyük tezahüratla karşılandığı biliniyor. 2004 tarihli ‘’Büyük İskender’’ filmi de aynı görüşün yansıması değil midir?

 

Dido Sotiriyu[6]da, bir Rum köylüsünün gerçek yaşamından çıkarak kaleme aldığı romanında Anadolu’yu “Kanlı Topraklar” olarak nitelendirerek  kendi kamuoyunun duygularına tercüman olurken bir yandan toplumculuğu ağır  basarak bu algının Batının emperyal politikaların sonucu olduğunu söyler ve romanını şöyle sonlandırır; “Anayurduma selam söyle benden Kör Mehmet’in damadı! Benden Selam söyle Anadolu’ya ..Toprağını kanla suladık diye bize garezlenmesin … Ve kardeşi kardeşe kırdıran cellatların Allah bin belasını versin!”.

Gerçekten de Yunan ordularının düvel-i muazzamanın güdümünde ve desteğinde 15 Mayıs 1919’da Batı  Anadolu’ya çıkarılması  bunun en somut göstergesidir[7] .

 

 

Yunan algısındaki olumsuz Türk imgesini besleyen önemli bir etmen de,Yunan Kilisesidir. Kilisenin en büyük kartı Türk düşmanlığı olmuştur.Kilise ve papazlar, Yunanistan’da sürekli siyasi bir güç odağıdırlar. Osmanlı’ya karşı silaha ilk sarılan papazlardır.Bu anlamda 180 yıldır Yunanistan’da, kilisenin siyasetten koptuğu hiçbir dönem yok gibi gözüküyor. Örneğin İkinci Paylaşım Savaşı’ında   Alman işgaline karşı direnişte rol alıyor. Daha sonra iç savaşta komunistlere karşı monarşiştlerin cephesinde mücadele ediyorlar.Askeri Cunta döneminde de, diktatörlerle yakın dirsek temasındadırlar. Papazların özellikle küçük şehir, kasaba ve köylerde ağırlığı söz konusudur. Bu yüzden  siyasi partiler ve yerel yöneticiler zorunlu olmadıkça, kiliseyle çatışmaktan kaçınmışlardır.[8]

 

Günümüzde yaşadığımız bir  olay da,olumsuz Türk İmgesi’nin Yunanistan’da canlı olarak yaşadığının başka bir göstergesidir.Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun   “Üçüncü Türk-Yunan Yüksek Düzeyli İşbirliği Toplantısı” için gitmiş olduğu Atina’da  Milliyetçi Kontranews  gazetesi’nin  “Yeter artık Kabadayılık” başlığı  ile Türkçe bir mektubu  kaleme alması rastlantısal değildir[9]. Mektup,“Gelin memleketlerimizi cennete dönüştürelim”   cümlesiyle bitse bile içeriği tek yönlü  suçlama  ve ötekileştirmeler ile doludur .

 

Buna karşılık Yunanistan’da sağduyulu sorumlular da vardır. 2002-2005 yılları arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı yapan emekli Amiral Andonis Andonyadis “Üniformayı Asarken” adlı kitabında Yunanistan’da “Türkiye tehdidi” tabusunu yerden yere vurmaktadır[10].

 

Diğer yandan,küreselleşmede Batı’nın belirleyici olması ve kendi çıkarları doğrultusunda kullanılmasından dolayı “Küreselleşme” teriminin “Oryantalizm” terimi ile bir paralellik gösterdiği de söylenebilir.

Özetle,Yunan algısındaki  Türk imgesinin  olumsuzluklarla yüklü olması temelinde Batı’nın emperyal politikalarının yattığı gözlemlenmektedir.Ancak coğrafya,Ege Denizi’nin iki kenarında yaşamakta olan Türk ve Yunan Ulusunu birlikte yaşamaya mahkum etmiştir.Kalıcı dostluktan başka çareleri de yoktur.

Türk-Yunan dostluğu nasıl kalıcı olabilir sorusunun, birbiriyle bağlantılı birçok yanıtı vardır. Burada en önemli konu, Yunan halkının Türklere karşı beslediği duygular ve düşüncelerdir. Bunların, zaman içersinde düşmanlıktan dostluğa dönüşmesi gerekiyor. Bu bağlamda, düşmanlığı siyasetçilere bağlamak ve halklar arasında düşmanlıklar yoktur yaklaşımı, havada kalıyor. Yunan siyasetçileri, Yunan halkında var olan duygu ve düşünceleri kullanıyor. Ancak, Türkler ve Yunanlılar arasındaki kavgayı, yukarıda da belirtildiği üzere emperyal güçler olabildiğince besliyor. Bu göz önüne alınması gereken önemli gerçeklerden birisidir.

Her iki ülkenin karşılıklı olarak silahlanmasına sınır getirmesi bir zorunluluktur. Bunun için özellikle silah sanayicisi ülkelerle ilişkiler, her iki halk ve yönetimleri açısında yeniden düzenlenmelidir.

Son bir söz, Yunanistan’da 25 Ocak 2015 tarihinde yapılan genel seçimleri Çipras kazanmış bulunuyor. İlk kez Yunanistan’da siyasi seçimlerin  Türk düşmanlığı üzerine inşa edilmediği  gözlemleniyor. Syriza Partisi Lideri Aleksis Çipras’ın kilisenin onayını reddetmesi ise çok önemli bir olay.Çünkü Yunanistan kilisesi Türk düşmanlığının odak merkezidir.

Çipras, Sabah Gazetesi’nden Stelyo Barbarakis’e “Türk ve Yunan halkları, ortak değerler üzerine kurulu dostluk köprüsünde yürüyüşe devam edecek. İki ülkenin gençleri, halklar arasında barış ve onurla bezenmiş bir geleceğe inanmayı elden bırakmasın.”şeklinde bir demeç vermiş.[11]

Anılan demeç,Türk-Yunan halkları arasındaki dostluğun geliştirilebileceği konusunda   geleceğe ait  iyimser olmamıza  başlangıç olabilir gibi gözüküyor.

[1] Çağ,G.,Ural,S.,2014.Türk-Yunan İlişkilerinin Değiş(e)meyenleri:Yunanalgısında Türk İmgesisine Tarihsel Bir Yaklaşım. History Studies İnternational Journal of History.ISSN 1309-4688 Volume 6 Issue 2 februaty 2014

[2] Said, E. W., 2010. Şarkiyatçılık. Batı’nın Şark Anlayışları. Beşinci Baskı (Çeviri: Ülner, B.) Metis/Kültür Yayınları.

Batı’da, Oryantalist görüşün 19.yüzyılın ortalarından itibaren  “Oriental Studies (Doğu Araştırmaları)” adıyla, akademik bir disiplin olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Bununla birlikte, dünya tarihinin ilerlemeci öyküsünün Batı kaynaklı olarak kabul edilmesinin en yetkin bilimsel temeli, 1978 yılında E. Said’in kaleme aldığı Oryantalizm (Doğuculuk= Şarkiyatçılık) adlı kitabıyla dile getirilmiştir (Said, 2010). Said (2010), “Şarkiyatçılık, Batı’nın Şark Anlayışı” adlı kitabında,”Batı’’nın ‘’Doğu’’ya bakış açısını sorgulamaktadır. O’na göre, Oryantalizm’in birbiriyle bağlantılı çeşitli anlamları vardır. Birincisi: Oryantalizm, “Doğu Araştırmaları” gibi okullara sahip akademik bir ilgi alanı hatta bir disiplindir. İkincisi,”Oryant” ile Batı ile Doğu arasındaki varlık ve doğa felsefesi (ontoloji ve epistomoloji) açısından ayrımı dile getiren bir düşünce tarzıdır. Üçüncüsü ve belki de en önemlisi Oryantalizm, “Doğu üzerinde egemenlik kurmak, onu kendisinin çıkarı doğrultusunda yeniden yapılandırmak ve otorite sahibi olmak, daha ilerisi Doğu’nun insanları ve topraklarının Batı tarafından ele geçirilmesi amacıyla” geliştirilen Batılı bir söylemdir. Bu bağlamda, Said, Oryantalizmi, onun önyargılar, cehalet, bilgisizlik, klişeler, standart duruma getirilmiş görüşler ve uydurmalarla karakterize edilen bir düşünce olarak niteler. Özetle Said’e göre, Batı’nın Şarkiyatçılık yaklaşımı, önce dünyanın bir bölgesini kendine yabancı saymakta, sonra Şark’a dair değişmez bir yargıyı kurmakta, dahası bunun insan deneyimi olduğunu görmeme kusurunu işlemektedir. Yine Said (2010), ‘’ Doğu’nun hareketsiz bir doğa olgusu olmadığını, nasıl Batı’nın kendisi bir yerde değilse, Doğu da belli bir yerde değildir.” demektedir. Hobson (2008) ise, Oryantalizm kavramı ile Avrupamerkezci kavramını birbirinin yerine kullanmaktadır.

————————————————————————————————————————————-

 

[3] Hobson, J. M., 2008. Batı Medeniyetinin Doğulu Kökenleri.2.Baskı (Çeviri: Ermet, E.)Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.

[4] Hobson, .J.M.,2008.A.g.e

[5] Kaymakçı,M.,2014.Ortantalizmin Kökenleri Üzerine/1,2,3.http://www.dagarcikturkiye.yazar.Erişim 10 Aralık 2014

[6] Sotiriyo.D.,2000.Benden Selam Söyle Anadolu’ya  Anadolu’ya (Yunancası “Matomena Homata-Kanlı Topraklar”) Can Yayınevi

[7] Özakman,T.,2005.Şu Çılgın Türkler(5.Basım).Bilgi Yayınevi

[8] http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/Yunanistan Humeynisi.Erişim 15 Şubat 2015

[9]   6 Aralık 2014 tarihli Hürriyet Gazetesi, Yunanistan’da çıkan Kontranews Gazetesi’nin “Davutoğlu’na Açık Mektubu’nu  yayınlamış bulunuyor. Açık mektup “Saygıdeğer Sayın Başbakan, Bizi 400 sene esir tutunuz. Günün birinde başkaldırdık, sizi kovduk, sizi kestik ve Ankara’ya kadar kovaladık. Sonra siz bizi kestiniz ve denize attınız. Öncesinde İzmir’de evlerimizi yaktınız, devamında İstanbul’da kalan Rumları kovdunuz, Kıbrıs’ın yarısını da bizden aldınız. ..”başlar ve tek yönlü suçlamayla devam  eder.

[10] 1 Ekim 2008  tarihli Hürriyet Gazetesi’nde  Yorgo Kırbaki, 2002-2005 yılları arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı yapan emekli Amiral Andonis Andonyadis’in büyük bir cesaret örneği vererek “Üniformayı Asarken” adlı kitabında Yunanistan’daki “Türkiye tehdidi” tabusunu yerden yere vurduğunu bildirmektedir.

 

[11] Stelyo Berbarakis/Sabah Gazetesi.Erişim 15 Şubat 2015

http://www.dagarcikturkiye.com/